13 Şubat 2017 Pazartesi

Seyirde Sabır


            Seyirde Sabır                                                                                     EÖ11022017

            Yaşamak, başlangıcı ve sonu olan bir yolculuk, seyir ve seyirciliktir. Her canlı gibi insan da yolculuğunu, verilenler ve yolda elde edilenlerle tamamlama durumunda. Çok şeyin elimizde olmadığı bilinse de seyri gözden geçirmek yararlıdır. Her verilen şey bir beklentiyi de birlikte getirir. Örneğin, verilen akıl onun insan gibi kullanılmasını, verilen şekil ve vücut, insanî sıfatları ve hareketleri gerektirir. Verilenlerin tümünün gelişim potansiyeli vardır. Potansiyele uygun geliştirmek, verilenlere karşılık olarak, beklenenler arasında olabilir. Verilen bir yeteneği geliştirmemek yeteneği ziyan etmek olur. Akıl ile bilince ulaşılmalıdır. Ziyan edilen yetenekler, örneğin bilinçsizlik, insanın kendini sınırlamasıdır. Dar alanda hareket etmek zorluk yaratıyorsa, hareketlerini kısıtlayan insanın kendisi olur.

            İnsan davranışlarının, genetik ve çevre koşulları açısından incelenmesi, kararlı bir çalışmayla birlikte, verilmiş bir yeteneği de ön plana çıkarır. Bir çobanın resim yeteneği Allah vergisidir. Ressam kişilik, iyi resim yapma sıfat ve fiilleriyle açığa çıkar. İnsanın zatı, kişiliği, bilinci sıfat ve hareketleriyle bilinir. Mevcudiyet, var oluş, önce vücut bulma, bedensel var oluş ile tanınır. Çocuk doğmadan kimlik verilmez. Gelecek, verilen vücutta büyük ölçüde gizlidir, vücudun gelişim potansiyeli zamanla açığa çıkar. Her insan jokey olamaz. İyi ata binmek de farklı bir yetenektir, sıfattır. Doğuştan gelenler, yaradılışta verilenler, potansiyelden geliştirilenler ve çevreden alınanlar ile her insan bir evrendir aslında. İnsan, her zerre ile etkileşim içinde hareket ettiği, ışık yaydığı, ışınım olduğu için tam bir bütündür.

            İlk bilimsel çalışmalar gözleme dayanır. Doğada gözlenen şeyler genellikle harekettir. Gözlem yapılarak elde edilen bilgilerden davranış kalıpları çıkarılabilir. Hareketlerin analizi hızlı veya yavaş, iyi veya kötü, yanlış veya doğru gibi sıfatlarla sonuçlanır. İlk bilimsel gözlemler, Dünyayı Güneş sisteminin, Güneş sistemini Evrenin merkezine koymuştu. Böyle olmadığı yeni anlaşıldı. Son bulgular ise her insan bilincinin bir Evren olduğu yönünde. Bu nedenle, aynı anda çok sayıda, kuramsal kurgu, bilimsel olarak kanıtlanmaya çalışılmaktadır. Yaşamın normal akışına “Seyr-i sülûk” kavramı da eklenebilir. Allah’tan gelinip Allah’a gidiş yolculuğu da yaşamın, belki de en önemli, bir parçasıdır. İnsan, beyin, beden ve bilinç ise ve bunlar ayrı değil bir bütün olarak ele alınırsa, herkesin bir âlem olduğu açıkça görülebilir.

            İnsanın, kişilik, sıfat ve davranışları üzerindeki bilimsel çalışmalar herhangi bir kuramın ne doğru ne de yanlışlığını kanıtlar. Kesin ve belirli bir sonuç değil, yer, zaman veya koşullara uygun sonuçların tümü geçerli olabilir. Tıp alanında artık “Hastalık değil hasta vardır ve her hasta farklıdır, tedavi hastaya göre olmalıdır” kavramı söz konusudur. Bireysel açıdan bireysel ilişkiler “Çoklu evren” kavramını andırabilir. Davranış kalıpları, ahlak kuralları ve ilahî kanunların tümü dikkate alınırsa neyin, ne zaman, ne kadar doğru olduğu düşünülebilir ama yanılma payı çok yüksek olur. Çoklu evren kavramı düşünülürse, tokuşturulan yumurtalar gibi, karşılaşan bireylerden hangisinin kırılıp hangisinin ayakta kalacağı önceden planlanan bir şey olamaz. Soğuyunca büyüklüğü anlaşılan kesik yaraları gibi sonradan, yanlışlık idrak edilince yaşanan kırılmalar dikkate alınırsa, sosyal ilişkilerde bireysel çatışmaların deneyimleşmesi kaçınılmazdır. Bireysel, rahimî olan yalnız görünüm, rahmanî varlık değil.

             Kişisel davranış, sosyal ilişki ve iletişimde, belirli bir düzeydeki tansiyon, gerilim ve çatışma normaldir. Her şeyin fazlası fazladır, tansiyonun da düşüğü ve yükseği vardır. Üstelik sohbetin muhabbete dönüşmesi beklenen gruplarda teslimiyet kavramı ön plana çıkar. Benlik ve bencilliğin ortadan kaldırılmasına çalışılan durumlarda kırılganlığın olmadığı var sayılabilir. Kalp aynı kalptir, aynı kalbi paylaşanlar kaynaşmış olacağından diğer kalbi kırma endişesi yaşamayabilir. Âdem, resulün nurundan yaratılmış, âlem onunla müzeyyen kılınmış, değerlenmiştir. Âlem böylece ziynetleşmiş ve âlem bir meziyet kazanmıştır. Böyle bir ziynetin kadrini bilme meziyetini kazanmak insanı olgunlaştırabilir, görüntünün sahibini idrak eder.

            Benlik ve bencilliğin, farklı kişi ve kişiliğin olmadığı, muhabbet içinde kaynaşıp bir ve tek olma ayrıcalığını yaşamak da bir meziyet olabilir. Görmeyi sağlayan göz ile fotondur ama görünen evren boyutlarındaki ışınımdır. Böyle bir seyir sürecinde yaşanacak sabır ve idrak ile tüm benler biz olabilir. Görünenin, görenin görüntüsü olduğu idrak edilebilir. Görme fiilinin ardından tetiklenen basiretli görüş insanı aydınlatır. Görme fiili sonunda aydınlık içinde oluş değil, insanı aydınlatan varlığın tümünün idrakidir. İnsanın ışıması, ışık saçması, ışınım içinde oluşu gözünün görmesiyle değil tüme ilişkin idrakin gerçekleşmesiyle mümkündür. Böyle nur ile nurlanan insan insanlığı aydınlatır. İnsanlığın, diğer cemadat ve nebatattan farklı meziyetlerle ayrıcalık, üstünlük kazanması gibi; nur ile nurlanan insanın da nurun nuruna, kemale ermesi düşünülebilir. Kitapta farklı sabır çeşitlerinden söz edilir. İlk sabır Allah rızası için sabretmektir. Kulun Allah’ta kul olduğu idrak edilince, Allah’tan, Allah’ta, Allah’la, Allah’a sabır çeşitleri sayılabilir. (2.153; 16.127) Sabretmek çok zor olabilir, bu nedenle sabrın da sonu gelebilir.

            Var olan varlık âlemdir ama birey görünür. Varoluşun bir amacı vardır. Âlemin amacı hayat, hayatın amacı insan, insan inşa edilmesinin amacı da var olanın idraki olabilir.  Bilinç ile bireyselden evrensele, görünenden görene ve rahimden rahmana yüceliş gerçekleşebilir. Sabır, farklı meziyetler kazandıran da bir meziyettir. Belki de azmederek, çalışarak ve sabrederek kazanılmayacak meziyet yoktur.

            Umarım yeterince sabırlı olabiliriz.

 

4 Şubat 2017 Cumartesi

Hakikat Güneşinin Doğuşu


            Hakikat Güneşinin Doğuşu                                                              04022017

            Herkes hakikati bilmek ister, sorun hakikatin ne olduğudur. Kutsal mesajlar hakikati açıklamaya çalışır. Din, hakikate götürür; bilim gerçeğin peşindedir. Işık veya foton, din ile bilim arasındaki ‘ara yüz’ olabilir. Fotonun hakikatini ve gerçeklerini anlamak iki alanda da yardım edebilir. Bir tarafta ‘parıltı, parlaklık, ışık, aydınlık’ olarak ifade edilen ‘nur’ kavramı üzerinde durulur. Bilim alanında ise ışık ve enerji, ‘nasıl oluyor bilinmiyor ama bir şekilde enerji dalgası, ışıma, ışınım yoğunlaşıyor, kütle kazanıp madde oluşturuyor’ denilerek, incelenir. Bu konu da, kutsal mesaj ve onun delili, kanıtı, misal âlemindeki bir örneği olarak ele alınabilir. Mesajlar genellikle aklı zorlar, aynı durum bilim alanında da vardır. Her ikisi için de ‘aklı zorluyor ama doğru’ denip tolerans gösterilebilir.

            “Sıcak Büyük Patlama Modeline göre önce evrenin ısısı sonsuzdur. Genişleme nedeniyle evrenin boyutları ikiye katlanırsa sıcaklık yarıya düşer. (‘Sonsuzun yarısı kaçtır’ demeyin.) Sıcaklık aslında parçacıkların ortalama enerji veya hızının ölçütüdür. İlk anlarda parçacıklar hız ve enerjileri çok yüksek olduğu için, nükleer veya elektromanyetik kuvvetlerle birbirlerine çekilemedi. Parçacıklar soğudukça kümelenme başladı. Patlamadan üç dakika sonra madde ve ışınım eşleşti. Patlamadan 300.000 yıl sonra ise, elektronlar çekirdeklere bağlandıkça, madde ve ışınım eşleşmesi bozuldu. Evren, kozmik ardalan ışımasına geçirgen hale gelir. Yani ışınım, evrenin ilk 300.000 yıl boyunca her ne kadar genişledi ise o genişliğin dışına çıkabilir oldu. Bir milyar yıl sonra, ilk galaksiler ve yıldızlar, aralarındaki boşluk, uzay boşluğu ile birlikte, oluştu.” (1) Rahmanî ışınım, rahimî parçacıklarla görünür oldu!

            Foton ilk defa 1926 yılında adlandırıldı. Fotonun bir ışık dalgasında mümkün olan en küçük enerji parçası olduğu ve ‘kuanta’ adı verilen enerji paketlerinden oluştuğu anlaşıldı. Önce ışığın dalga özelliği üzerinde duruldu, parçacık özelliği ihmal edildi. Einstein, fotoelektrik olayını gün yüzüne çıkarınca parçacık özelliği de incelendi. Foton ne dalgadır ne de parçacık, aynı anda her ikisi birden, hem dalga hem de parçacık ve kararlıdır, hep öyle. Bilardo topları parçacık, denizler dalga olarak hareket eder. Fotonlar sürekli olarak hem parçacık hem de dalga olarak hareket eder. Bir foton ışık hızında sabit bir hızla hareket eder, durağan halde foton bulunmaz, kütlesi ve elektrik yükü yoktur, enerji taşır. Her atomda, elektronla proton arasında, sürekli foton alış verişi vardır. Foton, “Tümüyle neredeyse, ‘nothing’, hiçin, hiçbir şeyin özetidir.” (2) Hızı sabit, zaman ile ilişkisi görecelidir. Sanki varlığın yokluk ile sınırı!

             “Fotonu, göz ışık olarak algılar, göz reseptörlerini, foton (deryada damla gibi) etkiler. Işığın tayfı, elektromanyetik spektrum (EMS), incelendiğinde, insan gözünün algılayabildiği tek radyasyon tipi olan ‘görünür ışığın’, tayfın ince bir aralık bandında olduğu anlaşılır. EMS, dalga boylarına göre atomaltı değerlerden başlayıp ( Gama ışını, X-ışını gibi) binlerce kilometre uzunlukta olabilecek radyo dalgalarına kadar birçok farklı radyasyon tipini içerir. EMS, teoride sonsuz ve sürekli olsa da, kısa dalga boyu (yüksek frekans) ucunun limitinin Planck uzunluğuna, (3) uzun dalga boyu (alçak frekans) ucunun limitinin ise evrenin tümünün fiziksel büyüklüğüne eşittir.” (4) Bilimsel olmasa, ‘hiçliğin özeti’ için ‘evrenin tümünün fiziksel büyüklüğüne eşit’ demek aklı çok zorlardı, akıllıca denemezdi.

            Işınım evrenin ilk hali, temelidir, her şey ışınımdan oluşmuştur. Işınımın, her yerde ve her zaman, sonsuz ve sürekli oluşu açıkça bilinmekte ve görülmektedir. Işınımın dalga hali, dalga boyları ölçülerek bulunur ve bilinir, parçacık hali ise ‘kuanta’lardan oluşan fotonlar halinde görülür. Fotonun parıltı halinde resmi çekilebilir, belirli uzaklıktan görülebilir ama içine girilirse bir şey görülmez, içinde görülecek, bulunacak bir şey yoktur. Fotonun “Uzun dalga boyu ucunun limitinin evrenin tümünün fiziksel büyüklüğüne eşit olduğu” bilim insanlarının düşüncesidir. Bu düşünceyi anlamak zor olsa da, hem anlamak hem de evreni idrak etmek, hakikatini bulmak zorundayız. Dalga boyunun ucunun limiti, bir noktadan en uzak diğer bir noktaya, evrenin merkezine, çapının veya çemberinin bir noktasına değil ‘evrenin tümünün fiziksel büyüklüğüne’ eşittir. Bu ışıma, yayılım, ışınım, açılım evrendeki her zerreden her zerreye aynı anda ve süreklidir. Ancak bu durumda “Evrendeki her zerre bir diğeriyle sürekli etkileşim içindedir” kavramı anlaşılabilir. Fotonun gerçeklerini, “Bir ışık dalgasında mümkün olan en küçük enerji parçasıdır”, “Hiçbir şeyin özetidir”, “Kütlesi ve elektrik yükü yoktur”, “Hızı vardır, süreklidir, hareketi ışık hızındadır”, “Hem dalga hem de parçacık halini” tam olarak idrak etmek her düşünen akıl için mümkün olmayabilir.

            Foton,“Allah’ın her an, her yerde, hazır ve nazır, gören ve görünen, oluşuna” delil sayılabilir. “Allah, yer ve göklerin nurudur. Nur, Allah’ın zatıyla zahirdir, görünür hale gelir ve görünür, eşya da nur ile zahir olur, görünür hale gelir ve görünür. Nur, zuhurunun, ortaya çıkışının, şiddetinden ve eşyanın kendisiyle zahir olması dolayısıyla mutlaktır ve ilahi isimlerden birisidir. Zuhurunun şiddetinden gizlidir, (ışığın kaynağı görünür kendisi görünmez). Mevcut olan her şey onunla mevcut olmuştur. Cisimler âlemi, ilahî nurun gurup ettiği, tesettüre girdiği yerdir, nurun örtülü halidir. İnsanın kemale ermiş, olgunlaşmış halinde bu nur parlar, yaradılışa uygun olarak parlayan bu nur ise diğerlerini aydınlatır. Parlayarak aydınlatan nur ile ortaya çıkan aydınlanışa, nurun nuru, Batı’dan doğan Hakikat Güneşi denebilir. Cahil kişi, cisimlerin altında kalmış, cisimler âlemi dalgasının örttüğü kişidir, altından elini çıkarsa elini göremez, basiretinin körlüğünden hiçbir şey göremez.” (24.35) “Güneş ışığını gören güneşi görür. Allah’ın ilmi, nuru görünüyorsa bilinen, görünen Allah’tır!” (39.22) “Hareketi anlayamayan, zamanı da anlayamaz.” (10.45)

            ‘Aydınlanma Çağı’ denilen dönemde ışık ve foton bilinmiyordu. O çağda aydınlanan bilim insanları manevî anlamda aydınlanmışlardı. Delil olarak ışığın gerçekleriyle tanışınca aydınlanmanın hakikati anlaşılmıştır. Hep önce mana, sonra maddede olur, manada olanlar maddede kanıtlanır. Kur’an ilmi Furkan olarak uygulandıysa, bilim ilerledikçe, kanıtlanacaktır. Hakikat güneşi, bir şekilde, gurup ederek maddeyi oluşturdu ise maddeden yani Batı’dan, çağımızda olduğu gibi, kanıtlar ile doğacaktır. İnsanlar da Dünyanın değil Hakk’ın Hakikatinin Güneşi ile aydınlanacaktır. Her uygulama bir ilmin, enerjinin olduğuna kanıttır.

            “Her şey Allah’ın varlığına, birliğine ve tekliğine ayettir, delildir” diyen Kur’an ayetinden sonra, ayet denildiğinde yalnız bir kitap metni aklına gelen kişi de incelemeye değer. Görünen, görenin görüntüsüdür. İncelenecek kişinin kişiliği ve hakikati tartışılamaz. Evren ile içindeki ayetler okunmalı, içerdikleri mesajlar alınmalı, hakikat, Hakkın hakikati anlaşılmalı ve idrak edilerek gerçek aydınlanış gerçekleşmelidir. Umarım aydınlanabiliriz.

(1)     Stephen Hawking, “Zamanın Resimli Kısa Tarihi”, Alfa Basım, 2012, sayfa 156.

(2)     Web sayfası “http://www.kuark.org/2012/08/foton

(3)    Planck uzunluğu, bir proton çapının 10−20 katıdır ve bu değer oldukça küçüktür.

(4)    Web sayfası “https://tr.wikipedia.org/wiki/ışık

18 Ocak 2017 Çarşamba

Çağrı, Son Çağrı


            Çağrı, Son Çağrı                                                                                EÖ17012017

            Küresel ve tarihsel boyutların her köşesinde, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde, insan ile Tanrı ilişkisinin izleri vardır. En eski kalıntılarda tapınaklar, ilk toplumlarda da tapınma olduğuna göre bir ‘Çağrı’dan söz edilebilir. Bu durum insanlığı hayvanlıktan ayıran bir özellik de sayılabilir. Böyle bir ‘olay’ vardır ve gerçektir. İlk çağrı ile bugünün son çağrısı arasında çok küçük bir fark bile yoktur. Çağrı bir ve tek, ancak anlayış ve idrak beşerin sayısı kadar farklı olabilir. Çağrının içsel ve dinsel olduğu düşünülür ama bilimsel olarak kanıtlandığı da bir gerçektir. Günümüzün son bilimsel bulguları, inanılan ve iman edilen her hususu kanıtlar niteliktedir. Evren, maluma tabi olan ilmin, enerjinin, katı bir halidir, insan aklı da bu gerçeği idrak için verilmiştir.

            Tapınağın varlığı, tapınma eylemini gösterir. Tapınma da, ama içten ama dıştan, bir çağrının geldiğine, çağrıya inanıldığına, iman edilip, gereğinin tapmak şeklinde yapıldığına delildir. Bu sayede, firavun da olsa kral da olsa, toplum liderlerinin, toplumun ‘doğru’ ve ‘yanlış’ anlayışına önderlik ettiği açıktır. Bu durum, genel anlamda, bir haklılık ve haksızlık anlayışına bağlı adalet kavrayışıdır. Farklı adalet anlayışları nedeniyle savaş ve barış yapılmış hala da yapılmaktadır. Her türlü yıkım ve yapımın temelinde, böylece, adalet vardır. Adaletin, Hakk’a ve akla bağlandığı, geçmişten günümüze, bir gerçektir. Adalet ise çağrının temelidir.

            Bilimsel alanda, en son ve en çarpıcı buluşlara yer veren oturumlar ve programlar ilginçtir. Dile getirilen gerçekler arasında “Daha küçüğü olamayacak kadar küçük parçacıklar, eksi veya artı, enerji yüklüdür. Daha kısa olamayacak kadar kısa zamanda, parçacıklar var olup yok olur. Nasıl olduğu bilinmiyor ama bir şekilde enerji, sıvılaşıp, katılaşır ve kütle oluşturur. Parça ve kütlesinin içi boştur, varlık boşluktan ve yokluktandır.” gibi gerçekler vardır. İnsan dâhil, en büyük yapılar atomlardan oluşur. Bilgisinden başka, artı, eksi gibi bilimsel veya bilgisel özelliklerinden başka, bir şey olmayan enerji parçacıklarının birleşerek oluşturduğu karmaşık ‘obje’lerin de bilgilerinin dışında bir şey olmadığı kanıtlanmaktadır. Büyük yapılar da, kısaca, bilgi olan parçacıkların birleşmesiyle oluştukları için, bilgiden başka bir şey değillerdir. Bilgilerin topluluğuna bilim veya ilim denebilirse, insan, ilminden başka bir şey değildir. Aynı ilmin bir şekilde birleşip açılımına Tuncer, diğer şekilde birleşip açılımına Ersin denilmektedir. Kişiler ilimlerini ele alıp, yeniden yoğurarak, olgunlaşmaya çalışır. Her bütün, parça ve birleşimlerinin özellikleri nedeniyle, kendine özgü, bir ve tektir.

            Kutsal ve bilimsel mesajların dedikleri aynıdır. “Suretler, ilmin aynidir. Göklerde ve yerde bir zerre miktarı ilminden hariç olamaz” (6.59) “Her şey Rabbimin ilmi iledir. Rabbim ilim cihetinden her bir şey'i vâsidir, yönetir.” (6.80) “Ruh semasından ilim suyunu indirir, ilmî imanla iman edenler için büyük alâmetler vardır.” (6.99) “Evvelden geleceğe kadar tüm mevcudatın vücudu, sana indirilen bir kitaptır. Yani, ilmi sana indirilen bir kitaptır.” (7.1,2) “İlim ile detaylandırdığımız, bir kitap getirdik, yani, ilâhi ilmin gerektirdiği gibi, olgunlaşmaya yetkili ve el­verişli, el ve ayak gibi organlar, göz ve kulak gibi aletler ve duygulardan oluşmuş ‘beden-i insan kitabını’ getirdik.” (7.52) “İnsanın akıl yürütme âleminde ilim ve idrak nurunu inşa etmiştir.” (6.1) “Bilenler, bilgileriyle Allah’ı bilir, ancak çoğu bunu bilmez.” (6.37)

            Boşluktan ibaret olan ‘şey’lerle yapılan inşaat da yokluktan ve boşluktandır. Her bilim dalı, bir önceki bilim insanlarının bildiklerine yeni bilgiler eklenerek gelişir. Kimse tekerleği yeniden keşfetmez. Birinin adı ile anılan yeni bir buluş onun denebilir, ama âlimin kendisi de daha önceki bilgilerin kıymetini bilir ve onlara borçlu olduğunu kabul eder, onları da sahiplenmez. Selin önündeki büyük bir engel, selin yönünü biraz değiştirmiş görünse de su, akışıyla, yatağını bulur. Âlimler suyun akışını işaretlemiş olabilir ama akan sudur ve kendi yolunda ilerler. Aynı gerçek hayatta olduğu gibi, örneğin, yanıcı iki atomun yakıcı bir atom ile birleşip söndürücü su oluşumunda olduğu gibi, ne olduğu bilinir ama neden olduğu bilinmez.

            İnsan, ilim ile açıklanan, ayrıntılı bir şekilde bildirilen, hitap olarak indirilmiş bir kitaptır. İnsan, ilahi ilmin gereğince, kemale ermeye yetkili ve elverişli aza, organ, alet, arzu ve istek şeklinde, ayrıntılarıyla oluşturulup açıklanan ‘insan bedeni kitabı’ olarak indirilmiştir. Bu kitap, yani insan, eğer bedensel zevkler gibi süfli yöne meylederse, kıyamet gününde kör, dilsiz ve sağır olarak yüzüstü toplanıp hesabı görülür. Çünkü zamanında verilen kitabını okumaz, gerçekleri görmez; Hakkın hakikatine kulak verip dinlemez, söylenenleri duymaz ve anlamazsa ne görür ne duyar ne de konuşabilir.

            “Ezelde bahşedilen fıtrat ile verilen Allah’ın nuru, akıl ve idraki, insana bağışların en büyüğüdür. Bu nurun kıymetini, içten gelen ‘Oku’ ile de bilemeyene kimse yardım edemez. Yaşadığınız gibi ölür, öldüğünüz gibi dirilirsiniz. Bedensel lezzetlere eğilim nedeniyle kalbî duyguları ihmal eden, ruhanî bilgilere kendini kapayanlar, bu bilgileri anlayacak idrak sahibi olamazlar. Ne kendilerine ilham edilenleri ne de insanların konuya ilişkin söylediklerini dinler, duyar, anlarlar. Gördüklerinden de ibret alamazlar. Bu nedenlerle kalp ve ruh yönünden gelebilecek herhangi bir duygu ve bilgi bedensel zevk ve lezzetlere düşkün olanlara tesir etmez, etkili olmaz.” (17.97) “Oysa sema ve arzın halk edilmesinin amacı yeniden diriliştir. İlahi sıfatlardan mahrum kalışlarının nedeni yeniden dirilişe inanmamalarıdır. Bu nedenle de Hakk’ın kudretinden de mahrum kalırlar.” (17.98)

            Sel misali, ilme karşı koyarak değil, ilmi anlayıp uyum göstererek, tabi olup ilme biat ederek yapılır her şey. Maddede kalan, madde olarak yaşar, madde olarak tekraren ölür. Kutsal mesajlar ile insana ‘çağrı’ yapılmıştır. Bedensel ve ruhsal olarak her yönden donatılmış oluşu, akıl ve hayal etme güçlerinin verilmiş olması, ‘Çağrı’dır. Gerekli donanım ve yazılım verilmiştir insana. İlmi ile maddesinin de ilim olduğunu idrak etme bilincine ulaşan, bilgi küpünü ilmin içinde eritebilir. Böyle bir bilinç sahibi, ‘insan’, oluşu da ‘Son Çağrı’dır. Dinlememekte, görmemekte, anlamamakta ısrar ederse kör, dilsiz, sağır kalır. Böyle kalmaları, süfli yöne meyilleri nedeniyle olduğundan, Allah’tan olmaz!

            Perdeler kapatılarak güneşe zarar verilemez. İnkâr, imanın kaynağıdır. Hakkın olan, Hak için, Hak ile haklı olarak kullanılabilir. İlmine uygun olmayan uygulama olamaz. İnsan ile Kur’an, hatta evren, ikizdir. Tüm ilmin toplamı olarak indirilen Kur’an, insanın kendini bilmesiyle, ilmin açılımı Furkanı, evreni, aklıyla anlamasıyla, idrak edilebilir. Tüm kutsal mesajları bünyesinde toplayan bu kitap ilk mesaj ise insanın kendisi son mesajdır. Umarım biz de idrak edebiliriz.

 

Habil ile Kabil


               Habil ile Kabil

            Her masal ve efsane, insan ve insanlığa, evvelden ahire, önemli mesaj taşır. Hz. Âdem’in oğulları Habil ve Kabil’in serüveni insan için önemlidir. İbret alınması için elçiler kutsal mesajları halka iletir. İyice anlaşılması ve uygulanması için mesajlar örneklerle açıklanır. Günümüzde tarihsel örnekler geçerli olmayabilir ama temel mesaj hala anlamlıdır. Denilen ile denmek istenen iyi anlaşılmalıdır. Esas mesaj, akıl yerine vehim, hayal ve kuruntunun geçmesi halinde insanın çok şey kaybedeceğidir. Mesaj aklın kullanılmasına, akılcı davranışlar yapılmasına vurgu yapar.

            Atıfta bulunulan yorumun hikâyesi aslında çok ilginçtir. Âdem’in iki oğlu vardır ama ikisi de ikizdir ve her ikisinin de ikizi kız kardeştir. Âdem, Kabil’i, Habil’in ikiziyle, Habil’i de Kabil’in ikizi ile evlendirmek ister. Âdem’in amacı aklını kullanan ve akılcı davranışlarda bulunan oğlunu, hayalci ve hayali davranışlarda bulunanın kız kardeşiyle evlendirmek ister. Böylece, uçuk kaçık hayaller kuran ve hayal âleminde bulunacak olan torun yerine akılcı, gerçekleştirilebilir hayaller kuran torun sahibi olacaktır. Diğer taraftan hiç hayali olmayan hep aklı ile kumrular gibi düşünen torun yerine gerçekçi güzel hayallerini gerçekleştirmek üzere aklını kullanan torunu olacaktır Âdem’in. (5.27,28)

            Habil ve Kabil’den Allah’a kurban sunmaları istenir. Somut olmayan, hayali kurban kabul edilmez. Akılcı, somut kurban kabul görür. Bu duruma çok kızan hayal ve kuruntu sahibi kardeş aklı ile güzel işler yapan, sanatkâr ve güzel ahlak sahibi kardeşini kıskanır ve öldürmek ister. Hayal, kapsamını genişleterek aklı esir alır. Aklın, ilminin kaynağı olan ruh ile ilişkisini keserek yeni bilgiler elde edinmesini engeller, böylece, aklın ölümüne neden olur. Akıl hayal kurulmasına engel olmaz ancak kendini fazlaca hayale kaptıran aklını pek kullanamaz, hatta toprağa, bedene gömer. Aklı kullanmamak kişinin normal hayatını etkiler, güzel işler yapamaz, hayali işler peşinde koşmakla ahlakı da bozulur. Aklın ölümü insanın da ölümüdür hayal kurması ve kuruntu yapması da mümkün olmaz. Bu durum insanın yaradılış amacına aykırıdır, her şeyin bir amacı vardır. Bir insanın böyle ölümü, insanın bünyesindeki insanlığın da, toplumun hayal âlemine kapılması durumunda, insanlığın da ölümüdür. Her insan insanlığı da kapsar.  (5.29-32)

            “İnsanın fıtratına nakşedilmiş olan Kur’an ilmi, olgunlaşma amacını gerçekleştirmek üzere, ayrıntısıyla Furkan ilmi olarak indirilmiştir. Her nebi daha önceki nebilerin ilmini onaylar ve korur sonra kendi ilmini açıklar.” (5.48) Amaç insanların ibret almasıdır. Her insan aslında bir kalptir. Kalbin bir nefse bir de ruha açılan kapısı vardır. Ruhtan alınan ilim nefse aktarılarak uygulanır. Nefsanî tat, lezzet ve zevkler insanı hayal âlemine daldırır. Aklı yitirecek kadar hayal etmenin sonucu kötü, akılcı hayaller kurarak hayalleri gerçekleştirmek iyidir. En iyi, doğru ve güzelin gerçekleştirilmesi için gereken ilim insanın fıtratına nakşedilmiştir. İnsan akıl yürütme ve hayal etme güçlerini dengeli kullanmalıdır.

            İnsan akıl ve hayal dengesini iyi kurmalıdır. Kendine verilenlerle evrenin halk ediliş ve insanın inşa ediliş amacına ulaşmasını bilmelidir. Bilinmek isteyen bilinmelidir.

23 Aralık 2016 Cuma

İlim Amel Köprüsü


Bilgi, ilim hamurunun bir lokması, ilim deryasının bir damlasıdır. Bilgi, enerji, uygulanması halinde algılanır. Beyin hücreleri içindeki ve arasındaki akımlar adeta bilginin, enerji olarak akım halidir. Elektrik sinyallerinin üzerine ses ve görüntü bilgilerinin yüklenmesi bize televizyonu verir. Dijital bilgi işlem, günlük yaşamı oluşturur. Elektrik akımı çok kullanılır, en yüksek ve en düşük voltun, her bilginin yeri vardır. Bilgisayardan, ısınma ve aydınlanmaya, elektron akışı kullanılır. Kuantum mekaniğinin bilgi yüklü parçacıkları değerlendirilir. “Devasa madde kütleleri boş atomlardan oluşur.” (1) “Her obje, özelliklerinin taşıyıcısı, bilgisinin deposudur.” (2)  bilgiyi bilir, ilmini anlarız ama uygulamaya geçiş doğada neden olur pek anlaşılamaz. Bilim ‘neden?’ sorusunu yanıtlamaz. Nasıl olduğu iyi bilinir. Bilgileri evrenden toplayan âlim, ilmin açılımını yaşayan ariftir. Eşyanın hakikati olan ilmi, âlim, bilgiler halinde evrenden toplar, arif ise ilk “Açılımdan” itibaren yaşar.

            Foton, ‘kuanta’ adlı enerji paketlerini içerir, kütlesi yok, hızı çok, ışık hızı. Hem parçacık hem dalga özelliği gösterir. Çeşitli dalga boyunu içerir. Her dalga boyu ayrı bir renkte ve ısıdadır. Dalga boyu kısaldıkça içerdiği enerji ve ısısı artar. Her dalganın enerjisi ölçülebilir. “Hatta kuramsal açıdan, hacim olarak ifade edilmesi halinde, en kısa dalga boyundaki enerjinin bir santimetre küpü evrendeki tüm galaksilerin oluşumuna yeterlidir.” (3) Kütle, enerjiye dönüşür ama nedeni bilinmez. Enerji, tüm canlılara neden hayat verir? Atomun, maddenin en küçük yapı taşı olduğunu düşünmek ilginçtir.

            Atom neredeyse tamamen boşluktur, yüz trilyonda birine ‘kütle’ denir. Tüm kütle ve maddenin ne kadar enerjiden ve boşluktan oluştuğu bilenebilir. Bilgi deposu foton özelliğini taşır, düştüğü yere enerji götürür, ısıtır, aydınlatır, ‘görünür’ ‘gözlemlenir’ kılar. “Dalga, ‘gözlendiğinde’ parçacık özelliği gösterir” neden? Gözlem yoksa parçacık da yok. Parçacık yoksa atom bile yok. Bu durumda ‘parçacıklardan oluşan büyük yapılar’ yerlerinde olmamalıdır. ‘Özellik’ ve ‘bilgi’ler ‘ilim’ altında toplanabilir. “Görme, Gözlem ve Bilme” eylemleri insan için geçerlidir. “Enerjide ‘giz’li olan ilim, bu eylemlerle parçacık özelliği ile açığa çıkar” neden? İnsan için mi çıkar? Kütlesi olan parçacıklar da sürekli hareket halindedir, bunlardan oluşan atom ilim yüklü enerjidir, neden amele dönüşür, uygulanır?

               Kuantum âleminden çıkış, amele geçiş henüz sırdır. Her şey düşüncedir. Böylece, enerjinin, özellik, bilgi ve ilim yüklü olduğu, kısaca, her şeyin temelinde ilim olduğu, “Eşyanın hakikatinin ilim olduğu” kanıtlanmıştır. Bilimsel açıdan, ilimden âleme geçiş, ilim yüklü enerjinin ‘gözlem’lenmesine bağlıdır.

            “Cemden sonraki fark makamında, vahdet ve kesret konusunda yanılmaksızın, Zatın Birliği düşünüldüğünde, sıfatın kesreti müşahede edilir. Melekleri, kalplerini ilimle, yani Kur’anla ihya ettiği has kullarına, emrinden, ruhundan, nakşeder, gönderir. Bu nakış, ilimden ibaret olan ruhun tenezzülü, âleme inişidir. Ruhun inişi bir iradenin olduğunu gösterir. Bu irade ise hakiki sıfatlar âleminin kanıtıdır, cisim ve hareketlerin açıklanmasıdır. Sıfat ve efal âlemleri, isim, cisim ve eylem, hareket âlemlerinin ortaya çıkışıdır.          Bunların tümü ise cemadat, nebatat ve hayvanat âlemlerinin oluşumudur.”

            “Kısaca, ilimden ibaret olan ruh, irade, sıfat ve efal âlemlerinin ortaya çıkışıyla âlemler oluşmuştur.” (16.2) “İnsan, ilminin aynıdır, organlarının kendine özgü ayrı bir sureti ve yaşamı yoktur, organların ilminden ayrı bir resmi ve cismi de yoktur” (16.2, 39.9). “Bilen ile bilmeyen bir olmaz. İlim, sahibinden başka bir şey olmayan, azalarında, zerrelerinde zahir olan, görünen ve onlardan ayrı bir şey olmayandır. İnsanın, azalarının, zerrelerinin ilminden ayrı bir isim, cisim veya resim olduğunu hayal etmek gaflettir. Âlim bu durumu kabul eder, kâfir bunu inkâr eder.” (39.9) İlmin, sahibinden, yani bulunduğu zerreden ayrı ve gayrı olmadığını kabul edene âlim, inkâr edene kâfir denir. İlimden âleme geçişte irade beyanı olduğu görülür. İlimden ibaret olan ruhun tenezzülü, inişi ve âlemleri oluşturması bir irade beyanını gösterir, Hakk’ın iradesiyle inmiştir. Kulların, fıtratlarına nakşedilen ilimle, önce melekleri, melekeleri, yetenekleri sonra azaları, organları, bedeni oluşur. İlmin açılımının böyle sonuçlanmasıyla ortaya çıkana, zahir olana biz ‘insan’ deriz. Güneşin doğduğu yere doğu denir. İnsan, ilmin açılımının belirli bir halidir. Farklı bir şekilde açılmış ilmi toplayarak insan yapılamaz. Fıtratına nakşedilmiş ilmin açılımını sağlayarak insan olması sağlanabilir. İnsanlık dışı halleri kökleşenleri, dışarıdan insanlık ilmi ekleyerek insanlaştırmak zordur. Haller gerekli ama yeterli olmayabilir, genetiğiyle de oynanmalı.

            “Biz inananların, enfüs ve afakta, içte ve dışta, görünür ve görünmezde, müşahede etmelerine yardımcı oluruz. Hatta muhakeme ve delillerle anlamalarına yardımcı oluruz, böylece, Hakk’ın görünerek, apaçık aşikâr olduğunu idrak ederler.”        “Yardım ettiklerimizden Hakk’ı eşyada müşahede edenler için Rab yeterlidir. Hakk’ın efali delillerle, sıfatı tecellileriyle, görünüşleriyle anlaşılır, her şey bilgisi kapsamındadır. Her şeyin hakikati Hakk’ın ilminin aynısıdır. Vücudu ilmi ile oluşur, ilmi zatının aynıdır ve zatı aynı vücududur. Gayrın vücudu, aynı ve zatı da yoktur. Her şey fanidir, helak olur, yalnız Hakk’ın yüzü, Hakk’ın zatı bakidir. Nefiste, evrende ve çevrede görünen ve beliren vasıflar, sıfatlar Hakk’ın varlığının ortaya çıkışı iledir.” (41.53,54)

             Tüm evrendeki bilgi, özellik, ilim, enerji ve madde arasındaki ilişkiler insanda da görülebilir. “Her şey, küp şeker gibi, özellik kazanmış veya özellikli bilgidir, bilgi küpüdür” denebilir. Öyleyse, insanın el ve ayak gibi organ; sinir ve sindirim gibi sistemleri de ilimdir, ilmin bir halidir. Kitabın da dediği gibi ilmin aynısıdır, ilminden ayrı hayatı, ismi, resmi ve cismi yoktur. Evrenin en son hali, ‘gören, gözleyen ve bilen’ “İnsan” da, evrende yüklü enerji veya ilmin ayrılmaz parçası, uygulanmış halidir. Böylece ilim, idrak edilmiş olur, neden?

            Uygulamadan ilme ulaşan âlimler bilgilerin sahibidir ama ilmin sahibi olamaz. İlmin, Hakk’a ait olduğunu, halk olarak zahir olup göründüğünü, idrak eden âlime arif denebilir. Bu açıdan bakıldığında ‘ilimden ibaret olan ruhun âleme inişi’ amele geçişi bir köprüdür. Amelden, Hakk’ın ilmine yücelten köprünün adı “İlim-Amel Köprüsü”, bilgi toplayıp gidenler âlim, gelenler arif, olabilir. Bilinme amacı böylece gerçekleşmiş olur.

5 Aralık 2016 Pazartesi

Bilginin Evrenselliği


            Bilginin Evrenselliği

            Galaksiler atomlardan, atomlar ise bir var olup bir yok olan kuantum parçacıklarından oluşur. İnsan bünyesi de aynıdır. İncelendiğinde her organımız, ayrıntıda, bizi hayrete düşürür, haşyet duyarız. Örneğin, beynimizde galaksi sayısı kadar, yüz milyarlarca beyin hücresi; tüm galaksilerdeki yıldızların sayısı kadar, trilyonlarca da beyin hücreleri arasında bağlantı vardır. Duyuların algı ve bilgileri, beyinde şimşekleri andıran elektrik akımlarıyla işlenir. Bilgilerle bilinç yaratılır ve nasıl bir evrende yaşandığı bilinir. Din ile bilim farklı şeyler söyleyemez. Enerjideki ilim bir ve tektir, uygulama çeşitlidir. Bilgi işlenmesi insan beyninde doruğa ulaşır. Akıllı insan için indirilen kutsal bilgiler ile akıllı insanın bulguları farklı olamaz. Her şey ve her bilgi enerjinin belirli bir halidir. Bir hayvan imajı beyinde rastgele bir enerji akışıyla depolanmaz, bir hayvan bilgisinin imajı enerjinin, depolanıp hatırlanan, belirli bir halidir. Enerji harekettir, asla rastgele olmayan bir harekettir.

            Kozmolojide evrenin Büyük Patlama ile oluştuğu kabul edilir. Hatta boyutları olmayan ama kütlesi sonsuz olan bir şeyin patladığı var sayılır. Böylece ilk oluşan plazmanın sonsuz sıcaklıkta, enerjinin hareket halinde, ışınım şeklinde olduğu ve henüz uzay boşluğunun bulunmadığı bilinir. Gökyüzü sonradan oluştu. Genişleme arttıkça plazma soğudu. İlk saniyenin 10 milyarda birinde ve sıcaklık 10 üzeri 15 dereceye düştüğünde proton ve nötronlar oluştu. Bir saniye sonra ise sıcaklık 10 milyar dereceye düştü ve hidrojen ile helyumun, atomları değil, yalnız çekirdekleri oluştu. Patlamadan 3 saniye sonra sıcaklık 1 miyar dereceye düştü, madde ile ışınım eşleşti (1). Bu bilgiler ışığında, kütle oluşumu, patlamadan en az 3 saniye sonra gerçekleşti. Öyle ise patlayan bir kütle olamaz. Ayrıca, Hawking her obje ilminin, özelliğinin deposudur, içinde ilminden başka bir şey yoktur der. Obje, maddeye dönüşen enerjidir. Küp şeker şekerdir, başka bir şey yoktur, aynı şekilde her obje, ilmin bir halidir, ilmin enerjiyle bir hal almış, özellik kazanmış halidir. Objelerin bilgileri, yani enerji hali, obje kara deliğe düşse bile yok olmaz, kaybolmaz (2).

            Kitabımıza göre her şey Kuran ilminin, enerjiye, inişiyle başladı. İlmin enerjiye dönüşümü Furkanı, uygulamayı başlattı. Her şey bir düzen içinde, bilgisinin deposu şeklinde oluştu, halden hale geçti. Evrenin amacı kâmil insandır. “İnsan ilminin aynıdır, organların kendine özgü ayrıca bir sureti yoktur, organların ilminden ayrı bir resmi ve cismi yoktur (16.2, 39.9). Bir var olsun bir yok olsun, eğlence olsun diye, bir şey halk edilmedi, her şey bir amaçla, yoktan, var edildi (21.17).

                         Bilimsel kurama bir şey eklenebilir Büyük Patlama, ilmin, enerji halinde Büyük Açılımı’dır. Hz. Ali “İlim bir noktadır cahiller onu uzatır der (58.7). İlmin kütlesi yoktur. Halden hale geçiş daha kolay anlaşılabilir. Işınım halindeki ışık, kuanta adı verilen enerji paketleridir.  Fotonun kütlesi yok, ışık hızında hareket eder ve enerjidir, nur da denir. Allah, yerin göğün nurudur (73.9;24.35). Elektron, eksi elektrik yüklü, belirli miktar enerjidir, enerjinin bilgi, ilim yüklenmiş halidir. Parçacıklar enerjinin bir hali, enerji de ilmin bir halidir. Din ile bilimin aynı bilgileri verdiğini bilmek insana huzur verir. Aksi durum ise bir yol ayrımında olunduğu duygusunu yaratır.

            Böyle bilmek mi inanmak mı’ gibi bir soru cevaplanamaz. Her sorunun cevabı için akıl kullanılır, oysa bu soru akla zarar verir. Din insanları da bilim insanları da akıllıdır. Kutsal mesajlar da yalnız akıllı olanlar içindir.

            Bilgilerin beyinde işlenmesi çakan bir şimşeğe benzer, aynı şekilde, enerji akışıdır. Einstein her elektron evrendeki diğer bir elektron ile etkileşim içindedir der, aynı şekilde beyin hücrelerimiz birbirleriyle etkileşim içindedir. Ek olarak, sinir ve sindirim gibi alt sistemlerimizin tümünün etkileşim içinde olduğunu da bilir ve yaşarız. Etkileşim, karşılıklı etkileme, en küçük boyuttan, elektrondan, en büyüğüne, galaksilere, kadar geçerlidir. Böylece beyin ve bedenimizin çalışmasından evrensel boyutlara geçişimiz kolay olur. Din insanlarının ‘Âdem ile Âlem ikizdir deyişi için inanç değil bilinç gerek. İnsan bir surette, herhangi bir formda paketlenmiş enerji değildir. Enerjinin, bu paketine, böyle paketlenmesine, bu suretine insan denir. Güneş doğudan doğmaz, güneşin doğduğu yere doğu denir. Bilgi paketi, küpü objeler kara deliklere düşse de, formu değişse de, bilgi yüklü enerjileri evrende asla yok olmaz.

            Ruhun nuru, ilmin aydınlığından söz edilir. Aydın kişiye âlim, nurlu kişiye arif denir. Bilgiler yeniden işlenerek yeni bulgu ve bilgilere dönüşebiliyorsa diğerlerini aydınlatıyordur. Bu aydınlatış, aydınlatan kişiden aydınlanan kişiye bilgi akışı, enerji akışıdır. Enerjinin bu yeni formu, yeni bilgidir ve yeni bilgi, enerjinin yeni bir halidir, ilmin potansiyelinde vardır. Yeni bilgiler halinde, halden hale geçen enerjidir ve enerjinin içinde yeni bilgilere dönüşme potansiyeli olan ilim mevcuttur. Ayrıca bir bilgi diğer bir bilgiyle birleşebilir. Bu bilgiler, kendileri kaybolmadan, yeni bir bilgi oluşturabilir.             Hidrojen ve oksijenin birleşip, kendileri yok olmadan, su oluşturması gibi. Su molekülü ayrıştırılarak atomlar yeniden elde edilebilir. Bu durum su bilgisini yok etmez, su bilgisi ilmin içinde gizli veya potansiyel haldedir.

            İnsan bildiği kadar, bildiği için insandır, bilgi küpüdür. Her parçacık ve her atom bilginin bir hali ise insanı oluşturanlar da bilginin, ilmin bir halidir. İki hal birleşip ilmin veya bilginin üçüncü ve yeni bir halini oluşturarak insanlar oluşur. İnsanların, sinir ve sindirim gibi, alt sistemleri de, beyinleri de farklı çalışır. Böylece aynı atomlardan oluşsalar da yeni hallerin oluşturduğu insanlar birbirlerinden farklı oluşmuştur, sentez farklıdır. Kuran bir ve tek, vahdet; ama Furkan, uygulama, ayrıntı, kesret farklıdır. İlim su gibidir, aynı su ile sulanan bahçelerde yetişen meyvelerin biri diğerinden farklı şekil, tat ve lezzettedir. Aynı ilmin bilgileriyle donatılan kişilerin sentezleri ayrıdır ama ilmin varlığı, vücudu birdir. Evren, aynı vücudun mevcudat halidir, oluşum ilminin enerjiye yüklenmişidir.

            Entropinin gittikçe artıyor oluşu zamanla bozunumu gösterir, bu durum ise ilk başlangıçta en mükemmelin olduğunun kanıtıdır. Parçacıkları ve dolayısıyla evreni oluşturan ilim bir ve tektir, algılanmakta olan ayrıntı farklıdır. Bilgi bireysel, bilinç evrenseldir, bilgi ve bilinç de parçacıklar, atomlar ve evren de aynı ilmin enerji halinde açılımından oluşur. Evren, aynı ilmin eylemlerle sıfat kazanmış halidir. Para gibi, bilgi de bulanın değildir, bir mutlak sahibi vardır. Vücudumuzla mevcutsunuz bir kutsal mesajdır (56.57).

(1) Stephen Hawking, Zamanın Resimli Kısa Tarihi, Alfa Basım, 2012, sayfa 156.

(2) The Economist, Stephen Hawking's answer. Aug 26th 2015, by D.J.P.