1 Ekim 2014 Çarşamba

Muhkem Ayetler


         

Muhkem Ayetler

          Allah sana kitabı inzal eden zattır. O kitabın bir kısmında yalnız bir manaya gelen ayetler vardır. O ayetlerin başka manaları olması ihtimali yoktur. Şüphe götürmeyen bu ayetler muhkem ayetlerdir. Muhkem ayetler kitabın aslıdır.

          Kitabın bir kısmında da iki ve daha fazla manası olma ihtimali olan ve hak mı batıl mı diye şüphe duyulan müteşabih ayetler vardır. Bunun sebebi de Allah’ın halkın fenasından sonra baki kalan mutlak veçhesidir. Allah’ın baki olan yüzünün kesretli olma ihtimali yoktur. Eşyanın göründüğü yer aynalarının oluşu nedeniyle birçok kere ve çokluk olarak görünen izafi yönleri de vardır. Her mazhar olan, zahir olan, görünenin istidadına bağlı olarak, vahdet yüzünün o mazhardan zahir olan yüzüdür.

          Vahdet yüzünün göründüğü eşya veya kişinin istidadına ve fıtratına göre görünüşünde hak ile batıl karışmış gibi görünür. Görünen bir olsa da görüntü karışıktır. Görüntüden görünene ulaşmak herkes için kolay olmaz. Görüntünün karmaşıklığında kalıp Hakk’a ulaşamayan batılda kalmış olur. Bu nedenle bu yüzden görüşlerde Hak ile batıl karışmış görünür. Herkesin kendi fıtratına, istidadına uygun olan yüze bağlı kalışı, onunla dünyada var oluşu, fıtratına uygun görüntü ile görünmesi görenleri şaşırtabilir. Görenler arasında henüz vahdet görüşünü bilemeyenler var ise onlar yalnız görüntüde kalabilir Hakkı göremeyebilir. Bu durumda kişiler yaradılıştan gelen bilgi ve becerilerini artırmalıdır. Tevhit ilmi sahibi âlim ve arif olmak üzere olgunlaşma sürecinde ilerlemelidir. Bu yol doğru yoldur ve öğrenim sınavlara tabidir. Müteşabih ayetlerin amacı öğrenenleri muhkem ayetlerin hükümlerine uygun hedefe ulaştırmaktır. Her suret ve şekilde baki yüzü arif olan muhakkikler, hakikati araştıran, iç yüzünü inceleyen, hakikate erenler görüntüyle şaşırmazlar. Her görüntüden görünenin bir ve tek olduğunu bilirler, müteşabih ayetlerin muhkem ayetlerle aynı manada buluştuğunu idrak edebilirler. Görünen, görenin görüntüsüdür. Aksi halde kendi din, mezhep ve görüşüne göre yorumlayıp batılda kalır tevhide ve Hakka ulaşamaz. Müteşabih ayetlerin tevilini yalnız Allah bilir, arifler de Allah’ın ilmi ile bilirler. (3.7)

24 Eylül 2014 Çarşamba

Uzay Zaman Gerçeği


Uzay Zaman Gerçeği,                                                                              NAEÖ 27092014

          Kuantum âleminin temelinde olan Heisenberg belirsizlik-tanımlanamazlık prensibine göre “Eğer ne olup bittiğine bakacak olursak enerji, boş bir uzay bölgesinde, küçük bir zaman aralığında, hiçbir şey yok iken, yokluktan ortaya çıkabilir ve yine hemen yok olabilir. Kütle de bir çeşit enerjidir. Bu demektir ki kütle, varlık da yoktan var olabilir ve var iken yok olabilir.” (Heisenberg uncertainty principle: If we consider what happens in a region of empty space in a very tiny interval of time, there will be a large uncertainty in the energy content of that region. In other words, energy can appear out of nothing. Now, mass is a form of energy. This means that mass too can appear out of nothing.) Bugün bilim dünyasının ulaştığı son nokta, henüz!

          Kâşani te’vili: «Eğer biz hadis olur ve fâni olur mev­cudat ittihaz etmek murâd, arzu etse idik», kudret cihetinden bize müm­kün olurdu. Lâkin hikmet ve hakikate münafi, zıt olduğu için öyle mev­cudat ittihaz etmedik. “Eğer biz ‘var olur yok olur’ mevcudat olsun isteseydik kudret yönünden bize mümkün olurdu. Lâkin öyle mevcudat, varlık olsun istemedik, çünkü hikmet ve hakikate uygun olmaz, aykırı olurdu”. İnsanlar bir düzen içindedir ancak düzeni bilmezler, kaos derler! (21.17)


               Yaşar Nuri Öztürk meali: (21.16) Biz, gökleri de yeri de bunlar arasındakileri de eğlenip eğlendirelim diye yaratmadık. 17. Eğer bir eğlence edinmek isteseydik onu kendi katımızdan edinirdik. Ama böyle yapanlar değildik/yapsaydık öyle yapardık.

          Her bir ‘şey’in o şeyi diğerinden ayıran bir özelliği vardır. İnsan insanlığı ile insandır. İnsan insanlığını kaybederse, kendisi de kaybolur, ona insan denmez. Her özellik Hakk’ın vahdaniyetine, birliğine delildir. Gökler ve yerler adalet ile ayakta durur. Adalet kesret âleminde vahdetin gölgesidir. Eşyanın düzeninde yumuşak huyluluk, birbirleriyle uyumluluk gibi vahdaniyete, birliğe, beraberliğe götüren özellik mevcut olmasa düzen mevcut olamaz. Birlikten gelen ve birliğe götüren özellik yok olursa düzen ve düzenlilik hemen bozulur. İnsan veya insanların insanlık özelliğini kaybetmesi durumunda birlik ve beraberlik içinde yaşamaları mümkün değildir, insanlık düzeni bozulur. (21.22)

          Ezelden ebede, evvelden ahire, evrenin öncesinden sonsuzluğa uzayıp giden ve içinde bulunan ve onunla beraber, onun içinde olan olayların kaynağı ve sebebi sayılan zamanın üzerine yemin ederim ki zamanın kendi başına hiçbir etkinliği yoktur! Zamanın kendine özgü herhangi bir kudret ve kuvveti yoktur. “bizi ancak zaman helak, yok eder” diyenlere peygamberimiz “zaman ancak Allah’tır, Allah’tandır, Allah’tadır, Allah zaman mazharında zuhur eder, zaman içinde zahir olur, görünür” demiştir. Dehr ile Hak’tan mahcup olmayınız, zamanı bilip, kabul edip de Hak’tan perdeli olmayın, O’nu reddetmeyiniz. Zaman sizin Allah’ı bilmenize engel olmasın! Allah sıfat ve ef’al ile zaman mazharında zuhur eylemiştir, zaman içinde görünür olmuştur! Hakka ulaşmak kolay ancak onda daim kalmak çok zordur, bunu yalnız ilim ve amelde mükemmel olanlar başarabilir. Yalnız Allah’a iman eden, ilmel yakîn ile iman eden ve zaman içinde görünenin yalnız Allah olduğuna iman edenler Allah’tan gayri müessir olmadığını bilirler. (103.1-3)

          Nefsanî hayattan sonra ebedi kalp hayatıyla ihya eder. Sonra O’nda fena ile öldürür; sonra hakkın vücudu ile O’unla olmanız için fenadan sonra beka ve ihsan edilmiş vücut ile sizi kendine cem eder; lakin insanların çoğu bunu bilmez. (45.26) Göklerde ve yerde kudret ve kuvveti ile tasarruf edici ancak O'dur. Göklerin ve yerin küllisi, O'nun batını ve zahiridir. O'ndan başka bir şey yoktur ki, size yardım ve sahiplik edebilsin. (2.107)

          Entropi yasası, evrenin Büyük Patlamadan itibaren geçen zaman içinde bir çeşit bozulmaya gittiğini söyler. Bu nedenle en mükemmel düzenin zamanın başlangıcında olduğu düşünülmelidir. Zaman, sonradan oluşan göreceli bir şeydir.   “Kaostan düzene” deyimi iyi bilinir. ilk bakışta kaos karmakarışık gibi gelse de aslında “anlaşılması zor, ilâhî denebilecek kadar karmaşık düzen” anlamındadır. Uzay zamanın en başında tam bir kaos varken, zaman içinde, gittikçe farklılaşan bir başka düzene geçiş söz konusudur denebilir. Entropi kavramına göre bir bozulma beklenirken sadece bir başka düzene geçiş olduğu bilimsel gözlem olmaktadır. Eğer uzay zaman kavramına göre evrenin, mevcut katsayılar içinde, nefes alışıyla sonsuza dek süreceği öngörülüyorsa “her anda bir şe’nde” kavramı akla gelebilir. Bozulma yerine zaman içinde “düzenden düzene” geçiş daha akılcı görünmekte.

          “Uzay zaman” kavramı içinde zamanın akışı hız faktörüne bağlanır. Işık hızında hareket eden bir parçacık için zaman akmaz, geçmez, sabittir, durur. Büyük hızlarda yolculuk yapabilecek insanların diğerlerine oranla pek yaşlanmayacağı bilimsel bir gerçektir. Dünya üzerindeki yaşamdan daha hızlı bir yaşam koşullarına uyum göstermemiz durumunda farklı bir düzeni yaşıyor olabiliriz.

          “Boş bir uzay bölgesinde, küçük bir zaman aralığında, bir enerji veya kütlenin yoktan var olup sonra da var iken yok olması” bile ‘bir varmış bir yokmuş’ şeklinde değil de ayetlerde belirtildiği gibi bir “düzen” içinde olabilir. Evrenin 14 milyar yıldır var olması bu düzene bir kanıt sayılabilir. Böylece, inanç ile bilim bir ve tek ‘ilim’ bütününün birbirinden bağımsız iki parçasıdır. Kurcalanmadık yeri, akla yatkın olmayan köşesi olmayan alanda ‘dogma’ olamaz. İlmin negatifi yoktur ki pozitifi olsun. İnancın kaynağı ilimdir. Ayetler çok aklı olup da aklını derin düşünerek kullanan insan içindir. Evren ve yaşam bilenlerle ‘bilinmek’ içindir. Canlılar ilimle yeniden doğar, dirilir, ruhlanır. Bu amaçla insan adaylarını yeniden doğarak diriltmek için, akil adamlar, dernekler kurmuştur. Din bilginlerin ilminden, biliminden doğmuştur. Büyüklerin çocukları öcü ile korkuttukları gibi, dinin halkı korkutmak için kullanılmış olması dinin korkudan kaynaklandığını göstermez. İlimsiz iman kör ve körü körünedir, boş ve boşu boşuna olabilir! (Dostların, konuya ilişkin olabilecek daha bilimsel katkıları için peşinen teşekkür ederim)

 

4 Eylül 2014 Perşembe

İnsan İnşa Edilir


                İnsan İnşa Edilir

                                                                                         NAEVÖ 10052014

          Günlük hayatta çevresinde muhteşemin ihtişamını görerek, kalp huzuru içinde oluşuyla ve huşu duymasıyla, namaz kılan kişi Hak ile meşgul olduğundan faydasız şeylerden kaçar, yüz çevirir ve benlik sıfatından vazgeçerek, zekât vererek, huzur ve hazlarının fazlasından kaçınır. Lezzet, şehvet ve hazlarının hukukuna riayet ederek, azı karar çoğu zarar ilkesine uyarak, koruyan yakin sahibi müminler kurtuluşa götüren mevte ermişler, kapısına kadar gelmişlerdir. Hukukun dışına çıkanlar, fazlaya kaçanlar, nefsin isteklerini yerine getirdiklerini düşünenler, nefislerine düşmanlık ederler. (23.1-7)

          Allah’ın onların fıtratlarına sır olarak bırakmış olduğu emaneti, yine fıtratlarında olan ahitlerini ihya edecek şekilde Hakk’a riayet eden ve ruhlarında müşahede namazını kılan yakin sahibi müminler kurtuluş mevtine dâhil olur. Ahdi misak olarak bilinen, insanın yaradılışından gelen, içinde var olan ahde uyma gereğince her şeyde hakka ve hukuka uymak suretiyle ruhen Hakkı gözeten ve gözlemleyen müşahede namazı kılıyor demektir. Böylece, bu yakin sahipleri kurtuluş mevtine girerler. Hakkı müşahede namazını kılan kişiler olurlar. Bu sıfatlarla mevsuf olanlar ruh cennetine varis olurlar. Varis olmak henüz cennete girmek değildir. (23.8-11)

          Sonra kendisine ruhumuzun üflenmesi ve suretimizle tasviri sebebiyle insanı, yaradılıştan gelen “başka bir hale girme” haliyle halk edilmiş olarak inşa eyleriz. İnsanın yaradılışından, fıtratından gelen ahdi misaka uyma hali bir halden diğer hale geçiş yeteneği demektir. Bu yetenekle insan, evrimsel gelişim alanı olan doğadan kurtulma ve önce yükselerek sonra da yer çekiminden kurtulup yücelerek hal değişimiyle inşa edilir. (Ayet 14)(Sümme enşe'nâhü halkan âhere) İnsan gerçekte böylece halk edilmeyen bir halktır. Yani halk edilen diğer tüm doğadan farklı olarak inşa edilerek yaratılan yaratıktır. Bundan sonra sizler tabiat açısından ölüsünüzdür. Doğaya bağlı ve bağımlı değilsinizdir. Kısaca, kurtuluşa götüren mevte ermişsinizidir. Benlik ve bencilliğinizden vazgeçme zekâtını vererek yeniden doğuşa adaysınızdır. Sonra siz kıyameti sugra gününde, ikinci defa meydana gelme gününde, hakikat ile diriltilirsiniz. Fena halinde ölü iseniz kıyameti Kübra gününde beka ile diriltilirsiniz. (23.14-16)

          Umarım halk edilmiş değil sonradan inşa edilmiş bir insan oluruz.

İnsan ilimdir


            İnsan ilimdir!

            Bilen, bilinen olduğunu idrak edendir!

            Bilenle bilmeyen bir olmaz. Âlim nefis makamında rahat olabilendir, hiçbir korkusu, şüphesi, endişesi, cevaplayamadığı sorusu, çözemediği sorunu olmayan kişidir. Âlim ilmi eti, kanı ve canında hisseder, onların ilmin etkisiyle oluştuğunu ve çalıştığını bilir. Beden ve organlarının ilmin eseri olduğunun, ilmin bunlarla zahir, görünür olduğunun idraki içindedir. Hiçbir şey ilimden ayrı, gayri ve ayrılmış tutulamaz. Cahil ise kısaca henüz Hakk’ı göremeyen ve bilemeyendir, yalnız isim ve cisim ile ilgilenir, ardındaki ilimden habersizdir. Doğa ve evren araştırılmalı, incelenmeli ve analiz edilmeli ardındaki gerçek ilme ulaşılmalıdır.

            En son bilimsel bulgulara dayanarak geliştirilen bir robotun hareket edişini, dansını, gidiş, tutuş ve vuruşunu hayranlıkla izlerken akıldan geçen tek şey “ne güzel bir ilim, ne güzel bir bilimsel uygulama” düşüncesidir. İnsana benzetilmeye çalışılan robot bize bizim hakkımızda da bilgi verebilir. Oluşan evren ve oluşumumuz hakkında bilgi verebilir. Bir ilmin uygulanmakta olan hali olduğumuzu düşündürebilir. Yendiği, yenilgiye uğrattığı cehaleti kötü görmek yerine o cehaleti ne güçlüklerle geride bıraktığını hatırlasa insan onu takdir edebilir, ilmin kıymetini daha iyi anlayabilir.

            Nefsin ihtiyaçlarını karşılama gereği düşünülmeksizin hayal edilen ilim, ilim değildir. Her şey ve herkes ilmin somut halidir. Madde hakikat güneşinin gurup etmiş halidir. Nefs ilmin görünür halidir. Nefsin oluşumu, canlanması, hayat bulması ve yaşaması ilimle olur. İlmi nefisten ve maddeyi manadan ayırmak, ayrı düşünmek, farklı şeyler gibi hayal etmek yanılmaktır.

            İnsan ilimdir. Kendini bilmek, ilim oluşun idrakine varmaktır. Kimse ilminden farklı bir resim veya madde değildir. Başkalarını da kendimiz gibi bilmeliyiz. Herkes ilmin somut bir halidir.

            İnsanın ilim oluşunun idraki kalbi besler ve güçlendirir. Varlığının ilim oluşunun idrakine varan, eşyanın hakikatinin de ilim olduğunu idrak eder ve ilmin bilinmek için olduğunu anlar.

            İlmin idraki, eşyayı ilimden farklı ve gayri bilmeyi önler, eşya ayrı ilim ayrı düşünülemez. Bu idrak ile nereye bakılsa Hakk’ın yüzü görülür, perdeler kalkar. Böylece, vehim ve ham hayal ortadan kalkar. Bunlardan arınmış akıl sahipleri doğru düşünebilir. Görünenin ardındaki ilmi idrak etmişlerdir. Kuruntu ile karışık olan akıllar tefekkür edemez, tereddüt eder, ilim ile tahakkuk ettiklerini, ilmin somut hali olduklarını idrak edemezler. Her iş ve eylem ilmin bir uygulamasıdır. Cahil, Hakk’ı göremez inkâr eder. (39.9)

 

24 Ağustos 2014 Pazar

Başkası Yok!


Başka Yok                                                                        NAEÖ 24082014  
Kitabı okumak için önce buraya sonra çıkan kutucuğa tıklayınız:  Click here to view.

          Bazı uç noktalardaki görüşler arasında ilgi kurmak, aralarındaki ilişkiyi anlamak zordur. Her şey ve onun özelliği, O’nun varlığı ve birliğine ayet, delildir. Doğayı böyle okumak gerekir. Çok yükseklerde uzun süre uçmakta olan kuşların yeryüzü ile ilişkilerini anlamak güç olabilir ancak bilinir ki mutlaka vardır ve doğadan beslenmek zorundadırlar. Fikirler de uçucu ve uç noktalarda olabilir ama bilinir ki hepsi bir akıl ile ilişki içindedir. Her fikir bir akıldan çıkar ve beslenir. Uyuşmazların bile kaynağı Bir’dir.

          Semavî ve kitaplı dinler olarak bilinen Musevîlik, İsevîlik ve Müslümanlık aynı dinin, İslam’ın ulusal, uluslararası ve evrensel boyutlarıdır. Her nebi kendi topluluğunun koşullarına uygun donatılmıştır. Fıtratlarında olan yeteneklerle, toplum, peygamberlerinin ne dediğini iyi bilir ve anlar. Ancak bazıları inanır bazıları da inkâr eder. İnkâr edenler, kendilerine göre, neyi inkâr ettiklerini iyi bilir, iyi anlar. İman ile inkâr denilen ile denmek istenenin, o konuda cahil ile âlimin, farklılığından olabilir. Her şey zıddı ile bilinir, inkâr da imanın kaynağıdır, aynı aklın farklı kullanımıdır.

          Hakk’ın nurundan uzaklaşma nedeniyle yaradılıştan, fıtrattan gelen anlayış ve idrake uygun olarak iman ortaya çıkamayabilir. Karanlıkta uzun süre kalanın artık yön bulma veya tünelin ucundaki ışığı görme yeteneği kaybolabilir. Hak yolunu gösterenlere de inanmaları mümkün olmayabilir. Her söz bir akıl ve bir düşünceden kaynaklanır. Kutsal mesajlar da aklı olan ve aklını çok iyi kullananlar içindir.

          Kuantum mekaniği ile bir taraftan klasik mekaniğin yetersizliği giderilirken diğer taraftan bazı görüşlerin doğruluğu da kanıtlandı denebilir. Parçacıkların yeri olasılıksal dalga fonksiyonu ile tanımlanır ve ayrıca olasılıksal durum bilinçli olup olmama durumuna bağlıdır. Parçacıklar, sonsuz sayıda parametreyle tanımlanamayan alanlarla bir aradadır. Alanlar ise sonsuz bileşene ve sonsuz özgürlük derecesine sahiptir. Denge durumunda sistem enerjisi sistem bileşenlerine eş biçimde, sistemin bütün özgürlük derecelerine eş olarak, dağılır. Kısaca, yeni fizik bilimine göre Evren ve herhangi bir parçacığın konumu, tam olarak tanımlanamaz ve modellenemez. Bugün ışık hızını aşan, kütlesiz, sanal parçacıklara erişilmiştir. Bu, “yoktan var oluş” ayetinin kanıtı gibidir. Temelinde kütlesiz, takyon gibi ışıktan hızlı hareket eden parçacıklar olan, enerji dolu, bir dünyada yaşanmaktadır.

          Her “şey”in ilmin, ruhun, maddeleşmiş hali ve insanın ilim olduğunu anlamak zordur. Sanal veya hayalî parçacıklardan, sonsuz parametreyle tanımlanamayan alanlarda, oluşan hayat evrime tabidir. Hakikati idrak ise evrimin ötesinde, devrimsel bir yücelmeyi gerektirir. Yücelmenin ötesi heplik ve hiçlik ortamı, artık bilen yok yalnız bilinen var. İnkâr eden bilim insanı haklı, onun var olduğu ortamda “başkası” yok, ancak kendisi mi başkası, yok dediği mi? O’nun varlığının kanıtının bulunamaması yokluğunun kanıtı asla olamaz. Hiçbir şey göründüğü, hiçbiri ilk düşünüldüğü gibi değildir. Süre giden bir süreç, teslim olmak yok, çaba esas, her bilinen bilinmeyenleri daha da çoğaltır. “Akıl Hakk’ın insana ihsan ettiği nimettir” diyen teslim olur. Aklı alıp kaçmaca yok. Süreç sürer, ölmeden önce ölenlerce kalanlara, varsa, selam olsun denir. Teslim olan, “başka yok” idrakine varan arif, olmayan âlim! (16.79-87)

16 Ağustos 2014 Cumartesi

Kabarcık!


Kabarcık!
                                                                                                          NAEÖ15082014
Kitabı okumak için önce buraya sonra çıkan kutucuğa tıklayınız:  Click here to view.
        


          Her şeyin bir ölçü birimi vardır metre, litre, gram gibi. Bir yüzeyin düz ve yatay olup olmadığını ölçmek için de bir alet vardır, su terazisi denir. Bir şişeyi biraz boşluk kalacak kadar su ile doldurur kapatırsanız alet olmuştur. Dolabın veya buzdolabının düz durup durmadığı anlaşılabilir. Hava kabarcığı der, insan denmek isteneni anlar, kısaca diyen boş veya boşluk, anlayan bilinçtir. Aradaki fark kendini bilen ve bilmeyen insan kadar büyüktür. Bir şeyin yerinde ve uygun durumda olduğu alet ile anlaşılır.

          Aynı şekilde, sanki evrenin yerli yerinde olup olmadığını veya nasıl durduğunu sürekli anlamaya çalışırız. Bu amaçla aklımızı kullanırız. Kabarcık gibi daima her şeyin dışında ve üstünde tutarız kendi aklımızı ve kendimizi. “En büyük ben, başka büyük yok” der gibiyizdir. Biz hep en üst noktada, tepe veya doruk noktasında, durur asla aşağıya inmeyiz. Şarj olmuş, yüklenmiş durumda, şimşek ve yıldırıma hazırızdır.

          Kendini bilmeye çalışan tarihî büyüklerimiz ben noktasına işaret etmek için büyük deyişler demişlerdir. Bu deyişlerden en iyi bilinen biri de “bir ben var benden içeri” deyimidir. Ben dediğimiz kabarcık, evrenden bir kabuk, bir zar veya çizilmiş, bilinen bir sınır ile ayrılmış değildir. “Evren benden öteye, benden ötesi” de denebilir, “benden içeri” de denebilir. Düşününce buluruz ki aslında evreni tamamlayan ve tam anlayabilen biziz. Ben kısmı iyi bilinirse ancak ötesi veya içeri olan kısım iyi bilinebilir.

          Evrenin söz konusu bu “ben” kısmı büyük tutulmaya ve incelemeye değer bir şeydir. Benlerden, fertlerden oluşan aile, toplum ve milletler de bu incelemeye tabi tutulabilir. Yalnız şişenin boşluğunu düşününce anlamak zor olsa da atmosfer gibi hava katmanlarını düşünürsek durum gayet açıktır. Millet kadar, hatta tüm insanlar kadar da boşluk olabilir şişede. Âlimler ölçer, biçer, bilir, sanki alet kullanan aletlerdir, arifler de idrak eder. “Büyülttüm âlem ettim, küçülttüm Âdem ettim” kutsal deyiminin idraki de bu kapsamdadır. Kabarcığın içi de dışı da evren de aynı atomlardan oluşur.

          Kutsal deyimin idraki ancak ben noktasının idrakinden sonra gelebilir. Kendini bilen Rabbini bilir! Kendini henüz bilemeyen de rabbini bilemez gibi. Küçük boşlukları birleştirerek büyük bir boşluk elde edilir. İnsanlar bir araya gelerek de insanlığı oluşturur. İnsanlık ise insanların dışında ve üstündedir. Bulunduğumuz noktaya göre tanımlarız evrenin gerisini. Şişenin dediği ve demek istediği kadar önemlidir bizim evrenle ilgimiz. Kabarcık insan, yapı taşımız atom kadar boş, insanlık bilinçle doludur.

          Felsefe de yapılabilir kabarcık ve içindekilerle ilgili. Balıkları küçük görüp “denizin içindedirler ama denizde olduklarını bilmezler” deriz. Kitabımız da bizim için benzer ifadeler kullanır. “Madde denizindedirler, doğadaki bir bitki gibi rahimde ters tutunan bir su damlasından oluşurlar ama insanlar bunu anlayamazlar” der. Tatlı su ile tuzlu su denizlerinin veya ruh ile maddenin birbirine karışmadığını Kitaptan öğreniriz. İnsanlık balonunun da evrene karışmadığı apaçıktır. Var olan vardır, bir ve tektir, gayrisi de yoktur, “ben” diyen, içindekinden farklı veya içinde olduğu varlığın dışında bir varlık, olduğunu iddia ediyorsa kabarcık var mı bir daha düşünsün lütfen.

4 Ağustos 2014 Pazartesi

Yıldırımla Yüceliş


Yıldırımla Yüceliş                                                              NAEÖ 08082014
Kitabı okumak için önce buraya sonra çıkan kutucuğa tıklayınız:  Click here to view.


          Tabiat ateşi yoldur, doğru yolu gösterir, yücelmenin yolunu oluşturur. Şeytan da büyük meleklerdendir, yalnız doğru yolun tersini gösterir. Pusula da bir yönü gösterir, diğer yönler düşünerek bulunur. Doğa da doğru yolu gösterir bilene. Hakikat ehli bulvar üzerinden geçer, önce yükselir sonra da yücelir Hakk’a ve hakikate.

          Hayat, yok iken, yoktan var olmuş, oluşmuştur. Tarihi bakış açısından kolayca görülür hayat ve mevt, ölüm. Hepimiz bir zamanlar yoktuk. Dünyaya geldik desek de getirildik. Yaşam, doğa kurallarına karşı koymak, yer çekimine meydan okuyarak ayağa kalkmaktır. Yoktan var olurken bile şarj ve deşarj oluş, yükleniş ve yükün boşalımı esastır. Doğuştan devralınan, boşalma sonucunda aktarılan, yük zaman içinde artar. Yüklenme her zaman bir sürtünme ve sürtüşme ile oluşur, aktarılır ve gelişir. Tarağın başa sürtülmesi gibi emekleyen çocuğun ayağa kalkmasıyla çevrenin yüklemesi ve çevreden yüklenme artar. Kısa süre sonra şarj oluş için başkalarının yardımına ihtiyaç kalmaz.

          Delikanlı artık reşit olmuş, kendi aklıyla çevreden yüklenmeyi üstlenmiştir. Toplama ve avcılık dönemlerinde yakın çevresinden bulup toplayabildiği hazır gıdalar ile beslenir. Çalışma döneminde ise kazancı ile geçim süreci başlar. Bu süreçte yalnızlık uzun zaman almayabilir. “Geçici aşk” dönemi ile yeni yükler yüklenmek de göze alınır. Geçici aşk süreci geçici şarj ve deşarjlar ile sürüp gider.

          Olgunlaşma sürecinde geçici yüklenim ve boşalım deneyimleri yeterli olmayabilir. İnsan geçim sıkıntısı veya yaşam kavgası gayretlerinden yılıp geri çekilmeyi düşünebilir. “Böyle gelmiş böyle gider, babamdan da böyle gördüm, çevre de bu kadar” demek yetmeyebilir. Doğanın ve çevrenin neden, ne için gibi sorularına ve amaçlarına takılıp cevap arayabilir. Felsefe yapılarak çeşitli görüşler tartışılabilir. Evrenden, çevrenden ve kendi âleminden geri çekilmeye başladıysan arınmaya çalışıyorsun demektir. Tabiat ateşini hisseden yanmaya da başlar. Hayat boyu süren çabanın aslında senin olmayan güç, kuvvet, kudret ve bir enerji ile mümkün olduğunu anlayabilirsin. Evrimin hüküm sürdüğü düzlemden önce hakikat ilmi ile yükselip sonra da hakikate doğru yücelmeye çalışabilirsin.

          Bu kapsamda “tek bildiğim hiçbir şey bilmediğimdir”, “olmak ya da olmamak, işte bütün mesele” gibi görüşler iyi bilinir. Öğrenmek, bilmek, daha çok bilmek emek ve zaman ister. Bilgi de insana yüktür, bilmek yüklenmektir. Bilimsel bilgilerle ilmin kaynağına yönelip Hak ve hakikate yücelmek ilim yükünden de arınmayı gerektirir. Deryanın ortasında şarj olmuş bir damla veya evren balonunun üstünde aşırı yüklenmiş bir nokta, iradesi olmaksızın, şimşek ve/veya yıldırıma davetiye çıkarır. Âlimin hakikati idrak ederek arif olması bir an meselesidir. “Dem bu dem” denmesinin nedeni bu olabilir. “Hakikat anlatılamaz ancak anlaşılır” deyimi buna işaret edebilir.

          16 Nahl, (Ve hüve âlâ sıratın müstakim) (Ayet 76) O muvah­hit, tevhit eden, fenadan, yokluktan sonra, «beka ehlinden» biri olarak, Hakkın has kulları, «ehli hakikat» için, «nar-ı tabiat» üzerine çekilmiş «Allah'ın sıratı müstakimi» üzerindedir. Hakikat ehli olanlar, parlak yıldırım gibi o sı­rat üzerinden geçerler.

          Bilim insanlarına göre yıldırım ile atmosferde bulunan azot toprağa geçer ve böylece yıldırımın düşüp, çıktığı yerde toprağın verimliliği artar. Tabiat böylece bir kaybeder ama bin kazanır. Doğa bir dengeyi böylece de sağlar. Darısı başımıza!